Atatürk’ün vasiyeti ve Türk Tarih Kurumu’nun kuruluşu

REKLAM

Geçen sene bizim yayla yolunda yaşlı bir amcayla oturup çay içerken laf döndü dolaştı Atatürk'ün vasiyetine geldi. Adam dedi ki bu Türk Tarih Kurumu mevzusu aslında sadece bir kurum kurmak değil, memleketin hafızasını geri kazanma meselesiymiş. O gün o çay bahçesinde laflarken düşündüm, vasiyetin o kısımları bugün ne kadar doğru anlaşılıyor acaba? Atatürk, mirasını sadece maddi olarak değil de, bu tarih bilinciyle emanet etmiş gibi geliyor bana. Bizim buralarda da anlatırlar, o zamanın şartlarında milletin köklerini öğrenmesi için ne kadar çabalamışlar, resmen o günkü imkansızlıklarla bir tarih külliyatı yaratmaya çalışmışlar.

REKLAM

İşin aslı, bugünkü bakış açımızla o vasiyeti okuduğumuzda, kurumun asıl gayesinden saptığımızı düşündüğüm çok oluyor. Tarih kurumunun başında kimin olduğu veya nasıl yönetildiği değil, o vasiyetteki 'tarihi doğru okuma' vizyonu ne kadar yaşıyor? Hani bazen diyorum acaba diyorum, o zaman çizilen o rotadan çok mu uzaklaştık, yoksa zaten olması gereken bu muydu? Sizin bu vasiyetin bugünkü işlevine dair düşünceleriniz neler, sizce o ruhu hala taşıyabiliyor muyuz yoksa sadece resmi bir kurum olarak mı kaldı?

yanit +0 yanıt
report Bildir

Bu soruyu henüz kimse cevaplamadı, muradif senin yardımını bekliyor!

Topluluğa katılmak ister misin?

Paylaşım yapmak ve etkileşime geçmek için giriş yapmalısın.
Kategoriler
Bu içeriği paylaş
Hazırlanıyor...
🏆 En iyiler
Yükleniyor...